İsmiHatırA

ister acı olsun ister tatlı HATIRA’lar insana acı verir Dostoveski

Aşk ve Kıskançlık

Altında dosyalandı: Hikayeler — Admin at 6:36 pm on Pazar, Temmuz 9, 2006
  

AŞK ve KISKANÇLIK
Neden aşkın olduğu yerde kıskançlık vardır hep, ve neden gözleri kördür aşkın
hiç merak ettinizmi, ben ettim ve alttaki hikayearalarındaki ilşkiyi yeterince iyi anlamama sebep oldu…
 

Bundan milyarlarca yıl öncedaha insan oğlu yokkenduygular varmış
Ve çok güzel bir bahçede yaşarlarmış…
Aşk, kıskançlık, üzüntü, kibir birarada oyun oynuyorlarmış, sohbet ediyorlarmış…
Bu arada bir ara aşk, üzüntünün bi derdi varmış
ve onunla bir ağaç arkasında sohbet etmeye başlamış üzüntü ağlıyormuş,
aşk ona sarılıp teselli vermeye çalışıyormuş,
bunu gören kıskançlık çıldırmış
çok kıskanmış onların sarmaş dolaş halini görünce
eline bir ok almış
çok kızmış
ve konuşmalarını sarılmalarını bölmek için
oku tam aralarına atmış,ama ne yazıkkı ok aşkın gözüne gelmiş
iyileştirmeye çalışmışlar ama olmamış başaramamışlar
Aşk kör kalmış…
Bundan pişmanlık duyan kıskançlık aylarca çok vijdan azabı çekmiş
ve aşkı hiç yanlız bırakmamaya karar vermiş…
O günden beri aşkın gözleri körmüş
ve kıskançlık hep yanındaymış…

Ada

Altında dosyalandı: Hikayeler — Admin at 6:05 pm on Pazar, Temmuz 9, 2006

 

ADA

Bir zamanlar, bütün duyguların
üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve
tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu,
duygulara haber verilmiş.
Bunun üzerine hepsi,
adayı terketmek için
sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş.
Çünkü, mümkün olan en son ana
kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman,
Aşk, yardım istemeye karar vermiş.
Zenginlik,
çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.
Aşk,
“Zenginlik, beni de yanına alır mısın?”
diye sormuş.
Zenginlik,
“Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın
ve gümüş var, senin için yer yok.” demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki
Kibir’den yardım istemiş.
“Kibir, lütfen bana yardım et!”
“Sana yardım edemem Aşk.
Sırılsıklamsın
ve yelkenlimi mahvedebilirsin.”
diye cevap vermiş Kibir.


Üzüntü yakınlardaymış
ve Aşk, yardım istemiş:
“Üzüntü, seninle geleyim…”
“Off, Aşk, o kadar üzgünüm ki,
yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş
ama o kadar mutluymuş ki,
Aşk’ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş:
“Gel Aşk! Seni yanıma alacağım…”
Bu Aşk’tan daha yaşlıca birisiymiş.
Aşk o kadar şanslı ve
mutlu hissetmiş ki kendini
onu yanına alanın kim olduğunu
öğrenmeyi akıl edememiş.

 

 

Yeni bir kara parçasına vardıklarında,
Aşk’a yardım eden, yoluna devam etmiş.
Ona ne kadar borçlu olduğunu
farkeden Aşk, Bilgi’ye sormuş:
“Bana yardım eden kimdi?”
“O, Zaman’dı” diye cevap vermiş Bilgi.
“Zaman mı?
Neden bana yardım etti ki?”
diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş:
“Çünkü sadece Zaman Aşk’ın ne kadar
büyük olduğunu anlayabilir…”

 

 

 

 

 

Fincan Takımı

Altında dosyalandı: Hikayeler — Admin at 5:48 pm on Pazar, Temmuz 9, 2006

FİNCAN TAKIMI

Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk
kapımı çaldılar: “Eski gazeteniz var mı bayan?”
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına
gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler
vardı ve ayakları su içindeydi. “İçeri girin de, size kakao yapayım”
dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı.
Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki
soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin
önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım
işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti
bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu…
Erkek çocuğu bana döndü “Bayan, siz zengin misiniz?” diye sordu. Zengin mi?
“Yo hayır!” diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere
kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve “Sizin fincanlarınız,
fincan tabaklarınız takım” dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.
Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi
ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin
tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı,
bir eşim vardı ve eşimin de bir işi… Bunlar da fincanlarım ve fincan
tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin
önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların
sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi
halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim
de. Olur unutuveririm ne denli zengin
olduğumu…