
Yürüdükçe sevdam kayboldu benden
Vuslatı sevdamdan usanır oldum
Ruhuma gideyim candan, bedenden
Belirdikçe aşkım utanır oldum
Çırpınır, duramaz, can kafesinde
Son sözü sonsuzluk, son nefesinde
Kırıldı kalemim aşk celsesinde
Urgana sehpasız uzanır oldum
Tabib bildiğini varsın söylesin
İster mevzu, ister mecnun eylesin
Dört mevsim üzdüğüm hazan neylesin
Öldükçe bedenim uyanır oldum
ugur ısılak







“Vuslatsız Sevda” için 6 yorum yapılmış
tabib bildiğini varsın sölesin
istermevzu ister mecnun eylesin
dört mevsim üzdüğüm hazan neylesin
öldükçe bedenim uyanır oldum
DeLi RuZGaRıMDa SaVRuLaNLaR
sevgini bir yıldıza bağla her gece çığlıklar atsın onu
gün ışığında sakla saklaki kimsenin gözü kalmasın
sevildiğini bil bilki yüregin hiç acımasın..
İstersem Dağı Un,Demiri Yün,Geceyi Gün Ederim,
Seversem Dikeni Gül,Nefreti Kül,Yüreğimi
Yol Ederim,Ama Gidersem Dağları
Deler,Kalbimi Kilitler Her Şeyi Siler Giderim….
YAĞMULRLARLA ÖPÜŞMEYE GİDİYORUM
Yüreğime bir beden büyük gelen umutları Üzerimden çıkarıp gidiyorum.”
Küçük bir çocuğun duası gibi Masumluğunu sundum sana aşkın.
Ama sen, “İmkansız bir aşk “ deyip sustun.Oysa sana dair ne düşlerim vardı.
Dans edecektim yağmurlarda seninle.Yıldızların saçlarına düştüğünde,
Bir gökkuşağı çizecektim beyaz tuallere.
Asla kırgın değilim sana…Özgürdün, hürdün elbet.
Güneşte yaşamak varken,Karanlıklarda boğulmayı göze alamazdın sen…
Gözlerine sakladığım baharlara Veda busesini yapıştırıp gidiyorum.
Aslında bir teşekkür borçluyum sana,Yarım bir adamın karanlıklarına
Rüya misali baharlarınla konakladın..
Her nefesinde,Mevsimleri soludum gözlerinde.Kırılmış bir gönül mabedine Bir gülüş ekledin ya,
Bir ömür yeter bana..Hep ağladığımda öper dururum
Baharda açmış o gülüşlerini……
Gittiğim yerlerde,Kim bilir belki de alışırım.Alışacağım; gözlerinin yokluğu değil elbet.
Bahçemde ezilmiş güllerin çığlıklarına ,içimdeki çocuğun gözlerindeki ıslaklığına,
Elbet bir gün alışırım….
gidiyorum, Aynalara ağlamaklı suretimi bırakıp
Masum çocukların dualarına gidiyorum…Senin uyuduğun saatlerde ben,
Bu şehri, bu yüreği sana bırakıp
Yağmurlarla öpüşmeye gidiyorum…..
DÖNÜŞÜN
Dönüşün böyle olmamalıydı
Kapıma gelmemeliydin bu halinle
Yıkılmışlığı en iyi ben bilirim
Boynu büküklüğü de!
Hoyratça bir ayrılık verdin ya ellerime
Zamansız şivanındayım gör ki,
Saramış resimlere
Terkettiğim gençliğe…
Ben mi o sevdaya emek vermedim?
Yüreğim nasır nasır alev alev yanmadı
Senin sokağının bekçisi de beni tanımaz
Hiç boğulur gibi olmadım
Olmadım değil mi akşamları?
Yüreğime patlayan sessiz yıldırımları
Gözlerimin kaynarı sevda bulutlarını
Hiç görmedi bilmiyor,
Sokağının yamacı…
Beni nerden hatırlasın öyle mi?
Eviniz önünün Sen uyurken kaç kez gelip geçtiğim,
Kavak Ağacı…
Ellerim eline değdi mi ki sanki!
Dudaklarım seni anımsamıyor
Uzun mu kısa mıydı
Belinin akarına bıraktığın saçların…
Sahi gamzelerin mi vardı?
Vadisine beter pusu kurduğun
Kara bir yeşil miydi?
Rengi neydi gözlerinin,
Tetik tetik can evimi vurduğun…
Hangi yıl geldiydin,
Hangi yıl gittin.
Kaç kış ötesiydi yediğim vurgun
Gülüşün dün gibi aklımda ama
Sahi nereliydin
Adın neydi
Ezber ezber unuttum!
Özlem krizlerini en iyi ben bilirim
Ben bilirim en sara hasret komalarını
Kapımı çalmamalıydın bu halinle
Geri dönüşün böyle olmamalıydı…
Zaman ardiyesine gömülü anıların
Dini mezhebi olsa
Dili olsa konuşsa sevdaların…
Tutmak mı düşerdi payıma
Yasını ayrılığın?
Hoyrat divanındayım artık
Hesabıma bir sensizlik yazdığın
Acımasız dünyanın…
Yıkımı en iyi ben bilirim
Diplerinde bilmem kaç kez sabahladığım
Vicdanı taş olmasa
Lafı olsa konuşsa otel odalarının
Kaşığıma koyduğun sevda kanının
Kavurur tipileri harcı mıydıki bunca?
Şu zemheri zulmüne fırlattığın hayatın…
Bir sahil kentine resmini yırttım!
Rakıya da çok oldu uğramıyorum
Anılar hüzzamını artık bir seyrek dinliyorum
Hani senin için mısra mısra ağlayan
Bir kalem vardı ya
Yarasını nadasa bıraktığım…
Vay sen sağolası,
Dün gece kırdım!…
Bende bu sevdaya emek mi verdim!
Masamda geceler hüzzamımda sen
Tut ki kağıtlara nasır vermedi parmaklarım
Şairliğim de on para etmez işte!
Kaç yıllık vezinbazın,
Ünsüz bir mısrabazım…
Talanımı emzirdiğin o devasa sevdadan
Şiir diye hep ayrılık mazbataları yazdım…
Sen benim tufanım
Koca yıkılmış yanım!…
Sen ki beni hayatla fena kapıştıranım.
Sen gönlünüm bir varmış bir yokmuşu yalanım
Vay seni sevda külüm
Vay sadece dizelere kalanım!…
Seni yüreğimin ta ortasına…
Sahaf tezgahlarına düşenim hanesine ekliyorum
Olur ya bir gün okursan beni eğer
Kanarlı yaraların kitap kitap mezadı
O imza günlerinin,
Birine bekliyorum!…
Dönüşün böyle mi olmalıydı
Kapıma mı gelmeliydin bu halinle
Çaresiz ben yaşadım yoksun cinnetlerini
Ben bilirim en hoyrat yıkım nöbetlerini…
Bilesin yar,
Güz vurgununu vurdu mu tam vuruyor
Beni bıraktığın yerde zaman bir yaman
Elde ne var ne yok zorla alıyor…
RIDVAN AYDIN
Eylül Bulutları’ndan
Organize manager
Ceren Güngör
(Bugün Degil Yarınsın Sen)
Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam seni tarif edemeyeceğimi biliyorum.
Ulaşılmaz oldun hep; dokunmak, hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni,
Payıma düşen her şeyi erteledim.
Ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu.
Su olsan dokunduğumda bozulurdun, bozulmayan bir ‘şey’din…
Gidilecek bir yer olsa sonu olurdu, sonu olmayan bir ‘şey’din…
Uykuda görülecek bir rüya olsa uyanırdım, beni rüyamdan uyandırmayacak bir ‘şey’din…
Simsiyah saçların olsun istiyorum, ama bahtın değil…
O gün seni gözlerinden, Anafatma’dan, üç ırmağın birleştiği yerinden öpeyim desem, aklına ırmaklar gelir.
Düşün ki yılan dağından aşağı iniyoruz ve dünyada sadece iki kişilik türkü kalmış, onu söylüyoruz.
Öyle bir ‘şey’sin sen…
Seni düşündükçe yoruluyorum desem dünyanın en büyük yalanı olur.
Yalanım yok…
Bu günden yarına ne kalır bilmem, ama sen kalırsın tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi…
Yaşadıklarımız azdı, zamana sığmadık yaşamak isterken her şeyi.
Bu gün şarkı söylüyorsam, o gün şarkı değil, şarkı gibi seni yaşamak isterim.
Halkıma benziyordun, bir yanın göç, bir yanın toprak kokuyordu hep.
Gezmediğim yerin kalmadı, bazen yasaklandın bana, bazen suç gibi boynumda taşıdım seni.
Yedi telli sazımla bile tam anlatamadım.
Sen bir uçurum gülüydün, ellerimi her uzattığımda bin kırıkla geri döndüm.
Yasaların bile tanımlayamadığı bir ‘şey’din sen.
Haritalara sığmazdın, her ülkede bir başka gülüyordun, uzundun, inceydin, dokunduğumda nereli olduğumu seninle hatırlardım.
Bana hep kendimi hatırlatan bir ‘şey’sin sen…
Uzaksın, yakınsın, özlenensin ama bugün değil, yarın gibi bir ‘şey’sin sen…
Bugün her şeyi değiştirmek için çabalarken, sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda.
Kabul ediyorum. Dünyaya bu kalsın, ama sen bilme…
Dünyada kaç iklim, kaç zulüm, kaç ölüm var? Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin.
Bilme!..
Bugün her ölümle biraz ölürken, seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden.
Gecenin en karanlık yerindeyim, bir sigara ateşinin aydınlattığı kadar ışık bile olsan yine de istiyorum seni.
Sadece benim seni anladığım, kimsenin unutmamak için defterine not düşmediği, ama hayatımda hep bir dipnot olarak kalan kendi yasaklarım gibi unutmuyorum seni.
Dağları delmiyorum, inmek istiyorum oralardan.
Hepiniz gibi aynada saçlarımı taramak, “günaydın†der gibi sokağa fırlamak ve şarkı söylemek istiyorum sana.
Adına aşk diyorlar, gelecek diyorlar… Bana yetmiyor. Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum.
Bir başka dilden seviyorum, kırmızıdan daha uzundur…
Gelincikler gibi bir mevsim değil, dört iklim, köşe bucak, kim ne derse desin geri dönecek yerim yok, bir kentin ortasında
çığlık çığlığa bağırarak tek başına kalsam da yine seviyorum seni.
Bu bir suç duyurusudur, kendimi ihbar ediyorum
BIR SEN
Her an binerce defa SEN düstün kalbime
Icimde bir SEN,bir SEN ve bir tane daha SEN
Sesin kulaklarimda melodi
Ensemde sicak nefesin varken
Her solugumda icinde yine SEN
Bir SEN,bir SEN ve birde BEN
Sonsuza dek….
Bir Cevap Yazın